Yanından yürüyüp geçtiğimiz alışveriş merkezinin yerinde bir zamanlar bir han ya da bir sinema salonu vardı. Bugün arabamızı park ettiğimiz alanın yerinde ise, sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadınlarından Afife Jale’nin kim bilir hangi heyecanlarla rol aldığı bir tiyatro binası bulunuyordu. Caddeden, Cadde-i Kebir’den yükselen ses, gündelik kalabalığın uğultusu mu, yoksa bin haftayı aşkın süredir kayıp hafızanın ve hakikatin peşinde koşan kadınların sesi mi? Aslında sokaklara, meydanlara değen bu bellek, geçmişin mekânla nasıl bütünleştiğini gösterir bize. Zira kentler; yalnızca yapılı çevreleriyle değil, toplumların ve bireylerin bu mekânlarda devindiği anıları ve kamusal alanları aracılığıyla hatırlar ve hatırlatır. Buradan hareketle, kentsel belleğin kimin sözüyle, hangi mekânlar ve araçlar üzerinden kurulduğu; hangi anlatıların görünür hâle gelip hangilerinin dışarıda bırakıldığı kent çalışmalarının en temel sorularından birini oluşturur. Kadınların, azınlıkların, emekçilerin ve farklı toplumsal grupların kent deneyimleri tarih yazımında her zaman eşit görünürlük bulmamış; bu grupların kendilerini tarihe yazması ve kent belleğine dâhil olması çeşitli güçlüklerle karşılaşmıştır. Sokak ve semt adlarının değişmesi, bir mahallenin tarihinin yeni baştan kurulması ve bu anlatıların kentsel dönüşüm veya mekânsal müdahalelerle ilişkisi, bellek-mekân bağını tartışmak için verimli bir alan sunar. Kentsel belleği ne yollar ve binalar tek başına inşa edebilir ne de toplumlar ve bireyler mekândan bağımsız bir biçimde kurabilir. Öte yandan mekân, belleğin kuşaklararası aktarımında en güçlü taşıyıcılardan biridir. Bu nedenle mekânı tek belirleyici ya da özneyi yalnızca edilgen görmek de mekânı ikincilleştirip özneyi tek kurucu saymak da bu ilişkiyi açıklamakta yetersiz kalacaktır.
Georg Simmel’in metropol insanının “blasé” halini tanımlamasından bu yana geçen yüz yılı aşkın sürede kent ve gündelik yaşam hızlandı, göz hizamıza düşenin ve mekânla kurduğumuz ilişkinin ölçeği defalarca değişti. Hızın getirdiği, zaman zaman aşırı uyarılmadan korunmak için “unutmayı” tercih etmek, bugün bireylerin bir seçiminden ziyade toplumsal bir amnezi riski de barındırıyor artık. Oysa kentin geleceğini geçmişten bütünüyle bağımsız kurgulamak ya da yeni kentsel tasavvurları bellekten tamamen yalıtarak düşünmek, kentin toplumsal sürekliliğini zedeler. Geçmişin fiziksel mekânlar aracılığıyla bugüne ve yarına nasıl taşınacağı sorusu ise belleği kentsel koruma kavramıyla doğrudan ilişkilendirirken kentin hafızasını somut olarak yaşatma çabası, beraberinde zorlu tercihleri getirir: Hangi dönemlerin mirası öne çıkarılacaktır? Hangi yapılar korunmaya değer sayılacaktır? Sözgelimi sadece Erken Cumhuriyet veya Osmanlı yapıları mı, yoksa 1960’lar ve 70’lerde gelişen sivil mimari de bu belleğin bir parçası mıdır? Belleğin belirli mekânlara hapsedilerek “müzeleştirilmesi” kadar, yapıların tarihsel bağlamından koparılarak estetik bir kaygıyla pazarlanması (“eski bir Rum evinde konaklamak ister misiniz?”) da güncel unutma ve unutturma pratiklerindendir. Dahası, kentin belleği incelenirken, kırsalın ve taşranın hafızasıyla olan karşılıklılıklar ve geçişlilikler de göz ardı edilmemelidir.
Psikoloji, sosyoloji, tarih, siyaset bilimi, kent planlama ve mimarlık gibi pek çok disiplinin kesiştiği bu bağlamda, sempozyumda şu soruları veya türevlerini birlikte çoğaltmayı öneriyoruz:
“Kent Sempozyumları III: Kent ve Bellek”te bu ve benzeri soruların izini süreceğiz. Genişletilmiş bildiri özetlerinizi son başvuru tarihi olan 24 Ocak 2027’ye kadar gönderebilirsiniz. Bilgi ve olası sorunlar için komiteye kentsymposium@kent.edu.tr üzerinden ulaşabilirsiniz. Sempozyum, yurt dışından katılan katılımcılar için hibrit formda (hem çevrim içi hem fiziksel) yürütülecektir. İstanbul Kent Üniversitesi Kent Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (Kent-AR) ve Yabancı Diller Yüksekokulu tarafından düzenlenecek sempozyumun dili Türkçe ve İngilizcedir.
Tartışma Eksenleri ve Alt Temalar Aşağıdaki liste sınırlayıcı değil, tartışmayı zenginleştirmeye yönelik örnekler niteliğindedir:
Katılım ve Başvuru Koşulları
Sempozyum başvuruları; sosyal ve beşerî bilimler, mimarlık, kent planlama, sanat ve tasarım alanlarının kesişiminde lisansüstü eğitimine devam eden veya eğitimini tamamlamış araştırmacılara, akademisyenlere, sivil toplum alanı çalışanlarına ve sair alanda üretim yapan herkese açıktır. Sempozyum başvuruları lisansüstü araştırmacılara ve alan uzmanlarına yönelik kurgulandığından, lisans düzeyindeki başvurular değerlendirmeye alınamayacaktır. Yurt dışında bulunan katılımcılar için çevrimiçi sunum olanağı sağlanacaktır. Sempozyuma katılım için katılımcılardan herhangi bir kayıt veya katılım ücreti talep edilmemektedir.
Başvuru aşamasında katılımcıların, ilgili form üzerinden aşağıdaki bilgileri eksiksiz olarak iletmeleri beklenmektedir:
Başvuru Formu: https://forms.cloud.microsoft/r/s0Jn0wtQXp
Önemli Tarihler